17 Ocak 2017 Salı

Assos

  İlk gezimizin tadı henüz damağımızda kalmışken acil verilmiş bir kararla işten avans ve izinler alınır, plansızca yola çıkılır. Tam tarihi hatırlamadığım için kendime kızıyorum; fotoğraflardan baktığım kadarıyla 25 Temmuz. Nasılsa birkaç ay sonra Çanakkale'ye veda edeceğiz düşüncesiyle rotamız Assos'a doğruydu. Bu kez geçen seferki gibi otobüsü kaçırmadık tam zamanında oradaydık ve bindik. Yaklaşık 45 dk sonra Ayvacık merkezdeydik. Orada inip Behramkale'ye giden araca binmemiz gerekiyordu. Sabah yeterince kahvaltı yapamadığımdan olsa gerek yol boyu mide ağrısı çektim ve otobüsten indiğim gibi lavaboya koştum. Biraz rahatladıktan sonra Behramkale yönüne doğru devam ettik. Ben buraya da ilk kez geliyordum ama Serkansevgilim aşinaydı Assos'a. Muazzam sanat tarihi bilgisiyle yol boyunca etraftaki tarihi yerleri anlatıyordu bana bıkmadan. Tam Behramkale Köyü'ne yaklaşıyorduk ki yolda bi' kazı çalışması gördü ve aklı orada kaldı. E haliyle sıradaki konumuz da sevgilimin kazı anılarıydı. Sanat tarihi mezunu, askerliğini yapmış, Londra'da bir süre yaşamış ve şu anda yüksek lisans yapan bir sevgiliniz varsa hayat gerçekten zor demektir(lisans anıları, kazı anıları, askerlik anıları, yurt dışı anıları,...). Şaka şaka. O hep anlatsın ben hep dinlerim.
  Ve Behramkale göründü. Havası çok temiz ve her köşesi tarihti. Saat henüz 10 suları olduğundan hava çok sıcak denilemezdi ama biz çok acıkmıştık, bir an önce kahvaltı yapmalıydık. Antik Liman'da indik ve o hoş dar sokaklarda yürümeye başladık. Bir arkadaşımızın çalıştığı beach buradaydı bu yüzden önce Antik Liman'ı seçtik. Maddi yönden yardımcı olabileceğini düşündük ve pişman da olmadık(teşekkürler Zana). Deniz o kadar harika görünüyordu ki kahvaltımızı yapıp hemen bu manzara karşısında birer bira içmeliydik. Kahvaltımızda çok samimi söylüyorum yalnızca kuş sütü eksikti. Çok lezizdi her şey ve doyasıya yedik, hemen ardından da attık kendimizi puflara. Buzzz gibi biralarımız da geldi. Güzel günlere! 
  Dünyalar tatlısı bir çocukla tanıştık o sırada. Tanışmamız kolay olmadı ama. Uzun süre uzaktan bizi izleyerek ve annesine bir şeyler söyleyerek çekingen davranışlar sergiledi. Annesi yardımcı oldu küçük Poyraz'a bizimle iletişime geçmesi için. Bir ara küçük Poyraz yüzerken dengesini kaybedip boğulur gibi oldu, Serkan abisi hemen yardım etti, sanırım en sonunda bizi kendine yakın gördü ve konuşmaya başladı. Abla-abi olmuştuk o an. Yanlış hatırlamıyorsam 4buçuk yaşındaydı Poyraz. Beni çok sevdiğini hissedebiliyordum ama Serkan'dan bayağı çekiniyordu. Devamlı yamacımda, bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor, Serkansevgilim gelince uzaklaşıyordu, bence onu rakip olarak görüyordu. Poyraz ile tanışmamız kalan vaktimizin daha iyi geçmesini sağladı. Tatlış minik bir çocuğun bize alışmasına şahit oluyorduk ama oradan ayrılırken biz bile zorlanacaktık. Güzel bir ailesi vardı, şanslıydı Poyraz ve bence mutlu da bir çocuktu.
  Bolca deniz kestanesi benim denize girme isteğimi bastırıyordu ama deniz yinede muhteşem görünüyordu. Serkancığım epey tadını çıkardı. Günümüzü orada doldurmama kararı aldık ve yola koyulmayı düşündük. Meşhur Kadırga Koyu'nu da görseydik fena olmazdı. Poyraz'la vedalaşırken üzüldük, üzüldü. Gönlünü alarak ayrılmaya çalıştık. Bizi hatırla zaman zaman küçük Poyraz.
  Kadırga Koyu, Antik Liman'a uzaktı. Araç kullanmak zorundaydık ancak para vermeye pek niyetimiz yoktu. Yürümeye başladık ve şansımızı denedik otostop için. Zannediyorum ki 5 dk olmadan bir otomobil durmuştu. Şansımızı denerken epey şanslı olduğumuzu düşünmemiştim çünkü tam olarak Kadırga Koyu tarafına giden bir araca denk gelmiştik. Böyle tesadüfleri çok seviyorum. Genç bir çiftti bizi alanlar, yol boyu sohbet ederek gittik. Klasik sohbetler işte; nerede okuyorsunuz, nerelisiniz vs. Bizi indirdikleri yerden aşağıya doğru biraz yürümemiz gerekiyordu. Kadırga Koyu burasıydı, bence çok bir olayı yoktu. Uzunca bir plajdı, kafe ve restorantları ile otelleri vardı. Antik Liman daha güzeldi fikrimce. Burada da denize girdik ama çok geçmeden rüzgar arttı ve dalgalar korkuttu, insanlar yavaş yavaş denizden çıkmaya başladılar. Çok tadını çıkarabildiğimiz söylenemez ama yine de güzeldi. Bu sırada saat 5 olmuştu neredeyse ve acıkmıştık. Buradaki kafelerden birine girip hemen yiyecek bir şeyler sipariş ettik. Aslında niyetimiz bugün Assos'ta kalmaktı ama fikrimiz sanki değişiyordu. Doymuştuk buraya, gezecek çok yer kalmamıştı. Dönüp rahatça evimizde yatmayı tercih ettik. Yola çıktık. Otostopla gidebilir miydik ki eve kadar? Şanslı mıydık hala? Hem de ne... Önce Kadırga'dan yukarı çıktık ve burdan bir araca bindik. Tek başına bir abiydi ve bizi Assos çıkışına kadar bırakabilecekti. Yolun köşesinde indik ve 10 dk kadar yürüdük. Bu kez uzun yürümüştük derken yine yalnız bir amca bizi arabasına aldı. Ayvacık merkeze gidiyordu, arabasını tamir için gidiyormuş. Bizi oraya kadar götürebilirmiş. Beraber mi kalıyorsunuz siz gençler? sorusu bende telaş uyandırsa da iyi bir amcaydı. Ayvacık otogarın yakınında bizi bıraktı ve biz burdan İzmir yoluna çıktık. Bir 10 dk kadar da burada yürüdük. Otoyolda yürüyürduk resmen, koskoca otoyol. Eh artık dursun biri derken kararsızlıkla durdu bir araç. Orta yaşlı, evli olmadıklarını düşündüğümüz(bence flört aşamasındalar),tatlı dilli, kibar bir çiftti bu seferkiler. Kadın öğretmen, adamsa özel sektörde çalışıyordu anladığımız kadarıyla. Asıl şansımız bu araçtaydı işte! Bu tatlış çift bizi Esenler'e evin dibine kadar bıraktı. Kendileri de yakında yaşıyorlarmış. Bu arada küçük bir detay daha; Antik Liman'da kahvaltı yaparken yaşlı bir teyze nane satıyordu, kurutulmuş nane ve almamız için ısrarlı oldu, bir tane aldık. Bu bindiğimiz araçta nane konusu açıldı ve tatlış çiftimizden kadın olan sevdiğini söylediğinde aklımıza teşekkür amaçlı bu naneyi vermek geldi, biz muhtemelen kullanmazdık. Öyle de yaptık, umarım teşekkürümüz biraz da olsa yerini bulmuştur. Yol boyu hoş sohbet eşliğinde gittik, araçtan inerken iyi dileklerle indik ve Serkansevgilimle birbirimize bakıp oh çektik. Gerçekten şanslıydık bugün.
  Seyahat anımıza bir yenisi daha eklenmişti işte. O gün bu gündür Poyraz'ı hala anıyoruz, bizi evimizin çok yakınına bırakan bu çifti zaman zaman konuşuyoruz. En güzeli de bu belki; "bizim anılarımız". Başka bir eğlenceli yolculuğun daha sonuna gelmiştik. Bir insanı daha iyi tanımak istiyorsanız onunla yolculuğa çıkın! yazısını okumuştum geçenlerde bir yerde. Ne kadar doğru söylenmiş meğer. Ben ruh eşimi bulmuştum! 



     Birkaç fotoğraf.

















27 Aralık 2016 Salı

Bozcaada

  6 Haziran sabahı. Otobüsü kaçırma telaşıyla alelacele hazırlanıp çıktık. Henüz yolun yarısında bir otobüs önümüzden öylece geçti ve bakakaldık, belki de yanlış görmüştük o başka otobüstü. Keşke umduğumuz gibi olsaydı ama tam olarak otobüsü kaçırmıştık ve yenisi 45 dk. sonra gelecekti, bu demek oluyo ki en önemlisi feribotu kaçırmıştık. Benim başta canımı sıkmıştı bu durum ama Serkan aşkım keyfimi yerine getirdi ve birlikte olmanın tadını çıkardık napalım kaçırmıştık, çayımızı içip  gevreğimizi yiyerek bekledik. 45 dk. sonra otobüse bindik ve Geyikli'ye doğru yol aldık. Hava epey sıcaktı ama saat henüz erkendi, 11 feribotuna binecektik artık. Geyikli'ye vardığımızda feribotun kalkmasına yarım saat vardı. Kumsal boyu yürümeye karar verdik, bir sürü fotoğraflar çekmeye başladık, güldük eğlendik ve zaman geldi feribota bindik. Yanlış hatırlamıyorsam yarım saatten fazla sürdü yol.
  Bozcaada göründü. Ben ilk kez geliyordum. Feribottan indiğimiz andan döneceğimiz ana kadar her yerine hayran kalmıştım bu ufak adanın. Nasıl bu güne kadar gelmemiştim buraya? Çok sevdiğim bir abim kalacak yer ayarlamıştı bize uygun fiyata ve otelin sahibini arayıp yerini öğrendik. Bindik taksiye ve 5-10 dk. sonra oteldeydik. Otelin adını hatırlamak için hafızamı zorluyorum ama yok. Mükemmel bir oteldi, temiz ve sevimli bir odası vardı. Odaya girer girmez klimayı açıp serinledik ve yerleştik. Ilık suyla bir duşun ardından dinlendik. Odanın tüm konforundan yararlandık!(banyosuna bayıldım.) Zaman geçiyordu ve vakit kaybetmemeliydik, çıkıp kendimizce bi Bozcaada turu yaptık. Aslında tura katılıp her yeri gezmeyi düşündük ama hem epey pahalı geldi bize hem de geç olacaktı, bizim gece için başka planlarımız vardı. Gezip dolaştıktan sonra soğuk birer bira içtik meşhur Polente'de(!) Sohbet, muhabbet ve ardından otelimize dönüp apar topar bir kararla Ayazma'ya gitmek üzere hazırlandık. Aslında yarın sabah gidecektik zaten ama vaktimiz varken bir gidip görmek istedik. Öyle de yaptık. Çıkıp oraya götüren minibüse bindik ve 20 dk kadar sonra vardık. Deniz o kadar harika gözüküyordu ki 1 saat kalmaya karar verdik ve denize girdik. Erken dönmeliydik çünkü akşamki planımız için hazırlanmaya başlayacaktık. Ayazma anlatıldığı kadar varmış, şahsen ben denizini gayet temiz ve güzel buldum. Otele döndük ve biraz dinlendik. Otel odası okadar güzeldi ki ikimizin de çıkası gelmiyordu desem yeridir.
  Akşam olmuştu artık, kalkıp hazırlanmaya başladık. Rakı-balık yapıcaz çünkü! Otelden çıktık ve dolaştık, hangi mekan bizim için daha uygun kritik yaptık. Oturduk bir mekana rakımızı ve balığımızı söylemiştik, masa donatılmaya başlandı hemen. Günün önemi için hoş bir mum da vardı masada, sevgilim kendini aşan romantiklikler yapıyordu. Çok güzel bir gece oldu. Sarhoş olmuştuk ikimizde ayakta zor duruyorduk. Bilmediğimiz, kimseyi tanımadığımız bir adada sarhoştuk ve gece yüksek sesle konuşarak, yollarda kaybolarak otele gitmeye çalışıyorduk. Yazarken bile kahkaha atıyorum çok güzeldik çünkü. Küçücük adada 1 saatte anca oteli bulmuştuk. Otele girer girmez yatağa attık kendimizi ve zannediyorum çok geçmeden de sızdık. O gün benim doğum günümdü! En güzel geçirdiğim doğum günümdü. Fırsat bulmuşken tekrar söylemek istiyorum; teşekkür ederim bana öyle güzel bir gün yaşattığın için canımsevgilim.
  Düşündüğümüzden erken uyandık ve otelin kahvaltısına indik. Güzelce kahvaltımızı yapıp hazırlandık ve çıktık. Ayazma'ya giden minibüsü de kaçırdık. Yarım saat aralıkla gidiyormuş meğer. Napsak derken, hadi dedik yürüyelim biraz. Bir ilk daha vardı sırada. İlk otostopumu çekicektim birazdan. Yapamayacağımı düşündüm çekiniyordum çünkü utangaç tarafımdı bu da benim. Baktık Serkan'ın parmak kaldırması bir işe yaramıyor e hadi Aslı öyleyse dedim. Birkaç dakika sonra Mercedes epey lüks bir otomobil yavaşladı ve durdu. Atlayın çocuklar! İlk bindiğim araç Mercedes olacakmış demek ki hahaha. Bindiğimiz gibi bizim de havamız değişti çünkü arabada caz müzik çalıyordu, arabayı kullanan adam epey düzgün giyinimli konuşması ile de tam bir istanbul beyefendisi... Eşi de çok tatlı dilli, konuşkan ve cana yakındı. Yani kendimizi başta o kadar kasmamıza gerek yokmuş çünkü ikiside hayatta belli bir yere gelmiş, belli bir olgunluğa ulaşmış ya da kendini gerçekleştirmiş ve artık ferah bir yaşam sürmek için yola çıkan mükemmel insanlardı. Bizim gördüğümüz buydu. Ayazma'da indiğimizde hala etkisinde kaldığımız bu çift benim için harika bir ilk otostop deneyimi oldu. Dünkü yerden farklı bir yerde denize girmeye karar verdik. İki kocaman kayalığın arasıydı burası. Güzeldi, güneşlendik, denize girdik, sohbet ettik, içtik vs. Yan yanaydık, daha güzel ne olabilirdi. Bugün aynı zamanda Çanakkale'ye dönme günüydü. Ama hiç gidesimiz yoktu, keşke daha uzun kalabilseydik. Maddi durumumuz bu kadarına elvermişti. Olsun harika zamanlar geçirdik, tadı damağımızda kaldı ve tekrarlamak için can atıyoruz. Ayazma'dan dönüşte de otostop çekme fikri cazip geldi. Neden 20 dklik yola o kadar para verseydik ki, diimi? Henüz plajın önündeyken birkaç metre yürümüştük ki dursam mı durmasam mı edasıyla bir araç durdu. Önceki çiftle neredeyse aynı yaşlarda ama pek cana yakın ve konuşkan diyemem. Yinede güzel sohbetler ettik farklı bi yaşantı gördük ardından bunun üzerine Serkanla kritik yaptık. Yaşantılarımıza dokunan yaşantılardı bir yerde. Otelimize dönüp biraz dinlenip akşam feribotuna yetişmek üzere otelden çıkışımızı yaptık. Çay bahçesinde birer çay içip öyle feribota geçtik ve Geyikli yolunu tuttuk. Geyikli'ye geldiğimizde bu masal gibi 2 günün geçip bittiğini tam olarak hissetmiştim.
  Artık normal hayatımıza geri dönme zamanıydı. Çanakkale'ye doğru yol aldık ve bir sonraki gezimiz için plan yapmaya henüz yoldayken başladık bile. Çünkü gezmek bize iyi hissettirdi, yeni yerler görmek, yürümek, yeni insanlar tanımak bize çok iyi geldi. Bu hissi tekrar yaşamalıydık. Yaşayacaktık ta.




 Birkaç fotoğraf.
























                                                            



























not: bu güzel anımı daha önceden yazmadığım için çok pişman oldum çünkü detaylar zaman geçtikçe daha az hatırlanmaya, unutulmaya yüz tutuyormuş.