27 Aralık 2016 Salı

Bozcaada

  6 Haziran sabahı. Otobüsü kaçırma telaşıyla alelacele hazırlanıp çıktık. Henüz yolun yarısında bir otobüs önümüzden öylece geçti ve bakakaldık, belki de yanlış görmüştük o başka otobüstü. Keşke umduğumuz gibi olsaydı ama tam olarak otobüsü kaçırmıştık ve yenisi 45 dk. sonra gelecekti, bu demek oluyo ki en önemlisi feribotu kaçırmıştık. Benim başta canımı sıkmıştı bu durum ama Serkan aşkım keyfimi yerine getirdi ve birlikte olmanın tadını çıkardık napalım kaçırmıştık, çayımızı içip  gevreğimizi yiyerek bekledik. 45 dk. sonra otobüse bindik ve Geyikli'ye doğru yol aldık. Hava epey sıcaktı ama saat henüz erkendi, 11 feribotuna binecektik artık. Geyikli'ye vardığımızda feribotun kalkmasına yarım saat vardı. Kumsal boyu yürümeye karar verdik, bir sürü fotoğraflar çekmeye başladık, güldük eğlendik ve zaman geldi feribota bindik. Yanlış hatırlamıyorsam yarım saatten fazla sürdü yol.
  Bozcaada göründü. Ben ilk kez geliyordum. Feribottan indiğimiz andan döneceğimiz ana kadar her yerine hayran kalmıştım bu ufak adanın. Nasıl bu güne kadar gelmemiştim buraya? Çok sevdiğim bir abim kalacak yer ayarlamıştı bize uygun fiyata ve otelin sahibini arayıp yerini öğrendik. Bindik taksiye ve 5-10 dk. sonra oteldeydik. Otelin adını hatırlamak için hafızamı zorluyorum ama yok. Mükemmel bir oteldi, temiz ve sevimli bir odası vardı. Odaya girer girmez klimayı açıp serinledik ve yerleştik. Ilık suyla bir duşun ardından dinlendik. Odanın tüm konforundan yararlandık!(banyosuna bayıldım.) Zaman geçiyordu ve vakit kaybetmemeliydik, çıkıp kendimizce bi Bozcaada turu yaptık. Aslında tura katılıp her yeri gezmeyi düşündük ama hem epey pahalı geldi bize hem de geç olacaktı, bizim gece için başka planlarımız vardı. Gezip dolaştıktan sonra soğuk birer bira içtik meşhur Polente'de(!) Sohbet, muhabbet ve ardından otelimize dönüp apar topar bir kararla Ayazma'ya gitmek üzere hazırlandık. Aslında yarın sabah gidecektik zaten ama vaktimiz varken bir gidip görmek istedik. Öyle de yaptık. Çıkıp oraya götüren minibüse bindik ve 20 dk kadar sonra vardık. Deniz o kadar harika gözüküyordu ki 1 saat kalmaya karar verdik ve denize girdik. Erken dönmeliydik çünkü akşamki planımız için hazırlanmaya başlayacaktık. Ayazma anlatıldığı kadar varmış, şahsen ben denizini gayet temiz ve güzel buldum. Otele döndük ve biraz dinlendik. Otel odası okadar güzeldi ki ikimizin de çıkası gelmiyordu desem yeridir.
  Akşam olmuştu artık, kalkıp hazırlanmaya başladık. Rakı-balık yapıcaz çünkü! Otelden çıktık ve dolaştık, hangi mekan bizim için daha uygun kritik yaptık. Oturduk bir mekana rakımızı ve balığımızı söylemiştik, masa donatılmaya başlandı hemen. Günün önemi için hoş bir mum da vardı masada, sevgilim kendini aşan romantiklikler yapıyordu. Çok güzel bir gece oldu. Sarhoş olmuştuk ikimizde ayakta zor duruyorduk. Bilmediğimiz, kimseyi tanımadığımız bir adada sarhoştuk ve gece yüksek sesle konuşarak, yollarda kaybolarak otele gitmeye çalışıyorduk. Yazarken bile kahkaha atıyorum çok güzeldik çünkü. Küçücük adada 1 saatte anca oteli bulmuştuk. Otele girer girmez yatağa attık kendimizi ve zannediyorum çok geçmeden de sızdık. O gün benim doğum günümdü! En güzel geçirdiğim doğum günümdü. Fırsat bulmuşken tekrar söylemek istiyorum; teşekkür ederim bana öyle güzel bir gün yaşattığın için canımsevgilim.
  Düşündüğümüzden erken uyandık ve otelin kahvaltısına indik. Güzelce kahvaltımızı yapıp hazırlandık ve çıktık. Ayazma'ya giden minibüsü de kaçırdık. Yarım saat aralıkla gidiyormuş meğer. Napsak derken, hadi dedik yürüyelim biraz. Bir ilk daha vardı sırada. İlk otostopumu çekicektim birazdan. Yapamayacağımı düşündüm çekiniyordum çünkü utangaç tarafımdı bu da benim. Baktık Serkan'ın parmak kaldırması bir işe yaramıyor e hadi Aslı öyleyse dedim. Birkaç dakika sonra Mercedes epey lüks bir otomobil yavaşladı ve durdu. Atlayın çocuklar! İlk bindiğim araç Mercedes olacakmış demek ki hahaha. Bindiğimiz gibi bizim de havamız değişti çünkü arabada caz müzik çalıyordu, arabayı kullanan adam epey düzgün giyinimli konuşması ile de tam bir istanbul beyefendisi... Eşi de çok tatlı dilli, konuşkan ve cana yakındı. Yani kendimizi başta o kadar kasmamıza gerek yokmuş çünkü ikiside hayatta belli bir yere gelmiş, belli bir olgunluğa ulaşmış ya da kendini gerçekleştirmiş ve artık ferah bir yaşam sürmek için yola çıkan mükemmel insanlardı. Bizim gördüğümüz buydu. Ayazma'da indiğimizde hala etkisinde kaldığımız bu çift benim için harika bir ilk otostop deneyimi oldu. Dünkü yerden farklı bir yerde denize girmeye karar verdik. İki kocaman kayalığın arasıydı burası. Güzeldi, güneşlendik, denize girdik, sohbet ettik, içtik vs. Yan yanaydık, daha güzel ne olabilirdi. Bugün aynı zamanda Çanakkale'ye dönme günüydü. Ama hiç gidesimiz yoktu, keşke daha uzun kalabilseydik. Maddi durumumuz bu kadarına elvermişti. Olsun harika zamanlar geçirdik, tadı damağımızda kaldı ve tekrarlamak için can atıyoruz. Ayazma'dan dönüşte de otostop çekme fikri cazip geldi. Neden 20 dklik yola o kadar para verseydik ki, diimi? Henüz plajın önündeyken birkaç metre yürümüştük ki dursam mı durmasam mı edasıyla bir araç durdu. Önceki çiftle neredeyse aynı yaşlarda ama pek cana yakın ve konuşkan diyemem. Yinede güzel sohbetler ettik farklı bi yaşantı gördük ardından bunun üzerine Serkanla kritik yaptık. Yaşantılarımıza dokunan yaşantılardı bir yerde. Otelimize dönüp biraz dinlenip akşam feribotuna yetişmek üzere otelden çıkışımızı yaptık. Çay bahçesinde birer çay içip öyle feribota geçtik ve Geyikli yolunu tuttuk. Geyikli'ye geldiğimizde bu masal gibi 2 günün geçip bittiğini tam olarak hissetmiştim.
  Artık normal hayatımıza geri dönme zamanıydı. Çanakkale'ye doğru yol aldık ve bir sonraki gezimiz için plan yapmaya henüz yoldayken başladık bile. Çünkü gezmek bize iyi hissettirdi, yeni yerler görmek, yürümek, yeni insanlar tanımak bize çok iyi geldi. Bu hissi tekrar yaşamalıydık. Yaşayacaktık ta.




 Birkaç fotoğraf.
























                                                            



























not: bu güzel anımı daha önceden yazmadığım için çok pişman oldum çünkü detaylar zaman geçtikçe daha az hatırlanmaya, unutulmaya yüz tutuyormuş.